ESKİ ve YENİ DÜNYA DÜZENİ & ASKERİ ve SİYASİ DOKTRİNLER SAVAŞI

 

ESKİ  ve YENİ  DÜNYA DÜZENİ & ASKERİ ve SİYASİ DOKTRİNLER SAVAŞI

Ahmet ÖVEN(Müh.)

Stratejik Makale Yazarı

Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Müslüman Ülkelerin bugününü geçmişini ve geleceğini  kamçılayıp elleri kolları ayakları hareket edemeyecek şekilde özgürlüğünü kısıtlamak isteyen emperyalist güçleri, Jean-Baptiste Debret’in fırçasından çıkan  ‘’Kölelik’’ adlı resimde asırlar önce görmekte ve kendinize de bu resimden bir pay biçerek ‘’sahip ve kölelik’’ arasındaki ilişkiyi bu suretle iyice beyninize ve yüreğinize nüfuz etmektesiniz.

Siri Derya’dan Amu Derya’ya, Maveraünnehir’den Mezopotamya’ya, Anadolu’dan Balkanlara, Ceziret’ül Arab’dan Babülmendep’e, Mukaddes Hicaz ve Kudüs Topraklarından Kuzey Afrika’ya, Kafkasya’dan Hindistan’a kadar geniş toprakları fethetmiş hükmetmiş, kadim mirasları ve kıymetli varlıkları ile tarihe altın harfler ile isimlerini yazdıran ‘’Devletler’’ maalesef ki coğrafi keşifler ve sanayi inkılabının etkisiyle işgal politikalarına maruz kalmış, bağımsızlıkları zedelenmiş ve yıkılmışlardır.


Strateji  üretmek, plan yapmak, doktrin geliştirmek bu anı yaşamak ile değil geçmiş ve geleceği sentez etmek tarihten feyz almak olayların köküne inmekle mümkündür, derine inmekle tarih kuyusunda kaybolmaz aksine küre-i arza can veren ab-ı hayata(hayat suyu) ulaşır, kana kana içer can vereceğin fikirler vücud bulur ilgili coğrafyalarda muhteşem faaliyetlerde gösterir, mazlumlara umut olursun.

Şu anda İspanya Krallığının hüküm sürdüğü iber yarımadasında Komutan Tarik Bin Ziyad ve Vali Musa Bin Nusayr’ın önderliğinde fethedilen ve asırlarca müslümanlar tarafından yönetilen  ‘’Endülüs Medeniyeti’’ sadece bu iki kıymetli ismin önderliğinde oluşmamış Fas kıyılarında bulunan Septe Şehrinin o dönemki ‘’Kontu(İdarecisi) Julianus ‘’ tarafından Müslümanlara İspanya’nın fethi için askeri, siyasi, istihbari ve lojistik olarak yardım ve danışmanlık verilmesi ile de bu süreç tamamlanmıştır.

Tarihte hiç ummadığınız kişiler, bir ordunun keşif birliği gibi ilgili coğrafyayı ve askeri kuvveti keşfeder sisteme angaje olur(dahil olup uyum gösterir) ve bağlı olduğu Devleti için espiyonaj(casusluk) yahut duruma istinaden kendi menfaatlerini de ortaya koyarak anti-espiyonaj faaliyetinde bulunur. İşte ‘’Kont Julianus’’, Septe’deki kendi yönetimini idame ettirmek ve Müslümanlar ile kurduğu saygın bağlara istinaden Tarık Bin Ziyad’tan önce de istihbari faaliyetlerde bulunmuş, bulunduğu lokasyonun Jeostratejik önemi gereği de gemileri ile İspanya kıyılarına müslümanları geçirmiş ve fetihe büyük destek olmuştur.


Maalesef ki ‘’Endülüs’  Arap İberi  ve Berberiler arasındaki anlaşmazlıklar, Berberilerin kabile yapısı gereği şehirleşmek istememesi, Arap idarecilerin yeteneksizliği ve devletin mal ve mülkünü İspanyollara peşkeş çekmeleri gibi neticeler yüzünden Ferdinand ve İsabella tarafından yıkılmıştır. Ayasofya’yı müze alarak görmek isteyenler, İspanya’daki  muhteşem Al-Hamra Saray Camisi ve Kurtuba(Cordoba) camiini  evrensel barışa hizmet(!) adı altında gidip müze olarak yakinen görebilirler.

Küresel Güçlerin oluşturmuş olduğu Doktrinlerin temelinde ‘’soft olarak kültürel savaşlar’’ ve ‘’hard olarak silahlı ve ekonomik savaşlar’’ bulunmaktadır. Modern sömürgecilikte bu doktrinlerde yer almakla birlikte kültürel olarak zemini hazırlayan dezenfarmasyon süreci ve askeri harekat ile sonuçlandırılan bir emperyalizmden de bahsetmek mümkündür. Bunların hepsinin birbirine bağlı olan disiplinlerarası bir asimilasyon ve savaş stratejisi olduğu yegane bir gerçektir.

Bir gerçek daha vardır ki; kendine oyun edenlere karşı sana oyun kuranların içerisinde de bir oyun kurmak ve bir aktör gibi aynı saftaymış gibi oynamak satranç oyununun sonucunda Şahlığını ilan ederek düşmanlarını bertaraf edip ‘’Mat’’ etmek çok üstün bir plandır. İşte Sultan AbdülHamid, istibdat dönemi ile anılmasına rağmen 33 sene oyun içerisinde oyun kurmuş senaryosunu da yazarak aktörleri de kendi eliyle seçmiş ve en zor zamanda Osmanlı İmparatorluğunun canına can kanına kan katmıştır.

Bir yandan Taşnak ve Fransız ortaklığında çıkarılan  Pro Armenia(Ermeni Dostu) gazetesi üzerinden tanınmış yazar ‘’Anatole France’’ tarafından Türklere düşmanlık edilirken bir yandan dönemin Fransız Dışişleri Bakanı Gabriel Hanotaux ise Sultan AbdülHamid’in yandaşı idi. Burada derin bir akıl olduğu muhakkaktır. Düşman tarafından  bir plan yapılması ve aynı düşman devletin içerisinden anti-plan kurgulanması ile nötrlenmesi matematiksel bir denklemin her iki tarafını da eşit kılmaktadır.

Dünya coğrafyasında özellikle Kafkasya, Ortadoğu, Afrika ve Asya da öyle planlar yapılmaktadır ki; Rusya’nın NATO’ya karşı yayılma siyasetini engelleyen Primakov ve askeri Gerasimov Doktrini, ABD’nin  birinci dünya harbindeki ingilizlerin yaptığı gibi ülkeleri bölmeyi amaç edinen Rumsfeld ve Cebrowski Doktrini, İsrail’in Arap Devletleri yok etme ve Arap olmayanlar ile ittifak haline girmesini amaç edinen Oded Yinon ve Ben Gurion Planları, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol ‘’Modern İpek Yolu’’  projesi adı altında köprü liman kanal demiryolu gibi geniş bir network oluşturarak tüm lojistik yollarını ele geçirme planı, yine Rusya’nın Kuzey Deniz yolu projesi altında deniz kanal ve koridorları oluşturma planları, Bush’un vurmadan önce sen vur doktrini, Putin’in Sovyet egemenliği altında bulunan ülkeleri koruma ve sömürüsüne ilişkin dış politika doktrini, İsrail’in düşman ülkelerin silahlanmasına karşı Begin Doktrini gibi stratejik çalışma ve hedefler bulunduğumuz coğrafyayı sarmış bulunmaktadır.

Deniz siyaseti bakımından Mavi Vatan’ı doktrinize etmemize rağmen Kara Siyasetimizi neden Misak-i Milli ile doktrinize edemiyoruz, neden strateji istihbarat ve dış politikada doktrinize edeceğimiz çalışmalarımız ve planlarımız yok(?) Halbuki bunlar bölgesel gücü arttıran küresel güce aday olan projelerdir. Adı araştırma, dış politika, strateji olan merkez ve enstitüler bir şey üretemiyor(?)

Aşağıda Rumsfeld ve Cebrowski’ye ait Orta Doğu Ülkelerinin parçalanmış hali bulunmaktadır, buna karşı Devlet kurumları tarafından anti bir plan yapılması ve aksiyon alınması gerekmektedir. TC için Barzani’nin varlığı bir hiç olsa da ABD’li Nadine Maenza ile Türkiye’nin bölündüğü bir harita önünde basına poz vermesi nasıl bir hain olduğu ve kimlere hizmet ettiğinin açık göstergesidir.Suriye topraklarında Tampon Bağımsız Bölge oluşturamıyor, İsrail’in Golon Tepeleri Stratejisini güdemiyor, Ege ve Akdeniz Adalarında Otoriter Valilik oluşturamıyor, Doktrin ve Plan bazında değil de söylem bazında ilerliyor isek büyük bir strateji yoksunluğu ve siyasi hatalar zinciri olduğu muhakkaktır.


Haritada Arap yarımadasındaki   Suudi Arabistan Topraklarının bölündüğü Mekke- Medine- Taif- Cidde ve Yanbu’da Hicaz Devleti adı altında ayrı özerk bir yapı tesis edildiğini göreceksiniz. Peki istihbarat- strateji -dış politika- kutsal topraklar siyasetini bir araya getirdiğimizde Suud’ların en şereflisi olan Kral Faysal ve evlatlarının burada bağımsız bir Devlet yönetebileceğini hayal edebilir misiniz yahut bir fikir beyan edebilir misiniz(?) bir tarafta Arabistan’ı (Necid, Diriye)yöneten Suud Hanedanı diğer tarafta Hicaz’ı yöneten ise Faysal Hanedanı tabiki böyle bir plan yapabilmek için Fahrettin Paşa’nın Medine Savunmasını detaylı analiz etmek, kendisine yardım eden Arap kabileleri araştırmak, Vahhabi mezhebinden olmayan Kureyş kabilesinden Haşimiler ile irtibat kurmak, Kabe’nin anahtarını elinde bulunduran Talha ve Şeybe oğulları ile irtibat kurmak, Faysal bin Abdülaziz el-Suud’un ailesini iyi tanımak ve Arap Lawrence ile tarihte iş tutan kabileleri iyi bilmek ve ona göre detaylı bir rapor hazırlamak gerekmektedir. Özellikle bu kişiler üzerinden aynı Ataya sahip lakin ayrı iki Devlet’in nasıl oluşabileceğini sizlere izah etmiş bulunduk. ABD ve İngiliz kurnazlığına karşı bizler de bir kurnazlık ederek siyasi strateji kuruluşu RAND gibi bir senaryo ortaya koyduk.  Saygılarımızla










Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstihbarat & Türkiye'nin Fransa'ya karşı Hamlesi

KÖRFEZ ÜLKELERİNDE İSTİHBARAT YARIŞI VE HİBRİD SAVAŞ

KIBRIS VE SİYONİZM