YUNANİSTAN’IN SİLAHLANMASI, ADALAR DENİZİNDEKİ ve AKDENİZ’DEKİ KONTRA-KRİZ SENARYO VE STRATEJİLERİ

 

YUNANİSTAN’IN SİLAHLANMASI, ADALAR  DENİZİNDEKİ ve AKDENİZ’DEKİ KONTRA-KRİZ SENARYO VE STRATEJİLERİ

Ahmet ÖVEN & Stratejist Mühendis

Bildiğiniz üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Adalar(Ege) Denizi, Kıbrıs Türk Devleti çevresinde olan Akdeniz’deki faaliyetleri, Sevilla Haritasına karşı Mavi Vatan Doktrini’nin sisteme angaje edilmesi, Libya ile Deniz Antlaşması, Hidrokarbon keşfi ve  tespiti için sismik ve sondaj gemilerinin NAVTEX ilan etmesi, Amerika ve muhtelif ülkelerin ambargosuna karşı yerli ve milli imkanlar ile üretilen birçok silah teçhizat ve yanı sıra KAAN, KIZIL ELMA, GÖKBEY , BAYRAKTAR gibi yeni nesil hava araçlarının üretimi sonucunda Yunan Hükümeti, ABD’nin kapısını aşındırarak adalar dahil birçok kara ve deniz üssünün oluşturulması için Amerikan Hükümeti ile mutabakata varmıştır.

Alexandroupoli, Larisa,Araxos,Syros ve Souda dahil birçok askeri deniz ve hava üssü için ABD , küresel politikalar ile Yunanistan’ı kısmen işgal etmiş Ege ve Akdeniz’de kendi hegemonyası altında bir sistem kurmak istemektedir.

T.C. Hükümeti, Avrasyacı(Eurasianism) bir çizgide yer alırken Hükümet’in İsveç’in NATO üyeliğini onaylaması karşısında ABD Yönetimi’nin de Türkiye’ye F-16 Satışını Onaylaması arasında bir bağ olduğu yadsınamaz bir gerçeklik ve menfaat ilişkisi  olmakla birlikte aynı ABD Yönetimi Yunanistan'a da 8,6 milyar dolar değerinde 40 adet gelişmiş F-35 savaş uçağı satışının onaylandığını Kongre'ye bildirerek , ilgili bölgede nasıl bir oyun kurucu olduğunu aleni olarak göstermiştir.

Adalar Denizi ve Akdeniz’deki tüm enerji faaliyetleri ve bu denizlere kıyısı olan ülkelerin menfaatleri, Rusya Amerika ve İskandinav ülkelerinin de kıyıdaş oldukları Arktik Okyasundaki enerji ve derin deniz madenciliğine ilişkin menfaatleri ile birebir benzerlik göstermektedir. Rusya-Ukrayna Savaşı neticesinde batılı ülkeler tarafından Ruslardan tedarik edilen gazın yerine İsrail’in münhasır ekonomik bölgesinde ve Gazze işgal sahasında  bulunan petrol ve doğalgaz rezervinin  çıkartılarak East-Med  Boru Hattı Projesi ile Yunanistan üzerinden Avrupa Ülkelerine sevk edilmek istenmesi bölge güvenliği için İsrail ve Yunanistan’ı askeri açıdan daha da donanımlı hale getirmeye teşvik etmektedir. Amerika’nın yanı sıra kiraladığı limanlar ile birlikte enerji faaliyetlerinde  gemi taşımacılığı yapmak isteyen Çin Halk Cumhuriyeti ve İngiliz dominyonlarından olan iber yarımadasındaki Cebelitarık ve Güney Kıbrıs Rum Kesimindeki İngiliz askeri üsleri de ilgili deniz coğrafyasında etkili olmak istemektedirler.

Akdeniz’e kıyıdaş olan ülkeler ile birtakım stratejiler geliştiren Devletimiz  aynı zamanda kendi Ulusal Güvenlik Doktrini’ne göre Misak-Milli sınırları içerisinde bulunan geçici yunan işgali altındaki olan adalarımız için Türk Derin Devlet Doktrini’nin temeline göre bu adalarda düşmanın hareket fonksiyonunu tanımlayabilmek için bir takım stratejiler ve senaryolar  geliştirebilmek mümkündür.

Mülkiyet ve Egemenlik hakları hâlâ Türkiye Cumhuriyeti’nde bulunan Ege ve Akdeniz adalarındaki yasal statünün uluslararası arenada, daha da tasdiklenmesi için otoriter bir idari yapı söz konusu olabilir.

İlgili uluslararası resmi antlaşmalarda ve toplantı tutanaklarında geçen adaların durumu ile ilgili olarak Yunanistan’ın sovereignty (egemenlik), ownership (mülkiyet) hakkı ve possesion (zilyetlik) hakkı yeniden gözden geçirilmelidir. Sadece asayişi temin edecek derecede kuvvet bulundurması gerekirken askeri tesisler kurması, silahlandırma politikası gütmesi, sık sık Türk karasularına ve deniz sahasına geçmesi ve ihlal ettiği anlaşmalara istinaden bu durumun Türk deniz hukukçuları ve siyasiler tarafından uluslararası camiada Yunanistan aleyhine kullanılarak ihlalinden dolayı ilhak’a (Türkiye topraklarına) bir takım adaların Türk egemenliğine geçmesi mümkün olabilecek midir(?) ilgili lobi ve derin stratejiler açısından nasıl aksiyonlar alınacağını göreceğiz.

Misilleme Şart

Adaların, Türkiye’nin kara sınırına bu kadar yakın olması kendi milli karasularımızda ve kıta sahanlığımızda vatan bütünlüğümüzü tehdit edecek unsurlar barındırmakla beraber Yunanistan’ın küresel güçlerin egemenliği altına girmesi, uluslararası deniz hukukunu hiçe sayması, “Türk denizcilik lobisi” faaliyetlerinin daha etkin olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Yunanistan yönetimi Ege’deki birçok adamızı işgal edip, askeri üs kurup, bayraklarını göndere çekip ‘’Yunan adaları turizmi’’ safsatası adı altında işleterek tüm haklarımızı ihlal etmekte ve kurdukları idari yapı ile de otoriter bir şekilde Ege ve Akdeniz’de söz hakkı elde etmekte ve iddia ettikleri sözde egemenlik haklarını daha da kuvvetlendirmektedir.

“Governor of South Aegean Region” ve “Governor of North Aegean Region” valilik pozisyonlarına özellikle dikkatinizi çekmek istiyoruz. Güney Ege Adaları Bölgesi ve Kuzey Ege Adaları Bölgesi olarak deniz coğrafyasını resmi olarak tanımlayan Yunan devleti, adaları yönetme konusunda o kadar uzmanlaşmıştır ki Güney ve Kuzey Ege adaları olarak ayrı ayrı bölge valilik pozisyonları kurmuş ve küçük büyük tüm ada sorumlularını / idari yetkililerini bu genel valilik makamlarına bağlayarak merkezi hükümetin de bizzat tüm konulardan haberdar olmasını sağlamıştır.

Kendilerini hâlâ Helenistik dönemde Grek etkisinin doruğa ulaştığı noktada zanneden Yunanlara karşı yüce Türk devletinin siyasi ve idari kadrosunun stratejik hamleler yapması, Mavi Vatan doktrininde belirtilen bölgelerde Ege ve Akdeniz’de genel valilik pozisyonları tanımlayarak ve muhtelif adalarımızı bu bölge valilik makamlarına bağlamak suretiyle kontrol edilebilir bir yapı vücuda getirmelidir ki güçlü bir idari yapı meydana geldikten sonra askeri, istihbari, iktisadi, zirai birçok politika hayata geçirilmiş olsun ve Yüce Türk Devleti’nin bekası bu sahada da güçlensin.

Senaryolar ve Derin Stratejik Devlet Aklı


1.Senaryo

Yunanistan yani Helen Cumhuriyeti'nin kuzey ve güney ege adaları olarak
valilik yönetimi var, ayrı ayrı adalar bir araya getirilerek ‘’de facto adalar
devleti’’ kurabilir mi ? Kurarsa karasularında 3mil/6 mil olan hakkını 12 mil’e
taşıyabilir mi , AB ve ABD bunu diplomatik açıdan tanır mı ? Türkiye ile Yunanistan arasında
böylelikle bizim aleyhimize deniz sahasında tampon bir bölge oluşur mu ?
Yani böyle bir derin stratejik hamle ile Türkiye zor duruma düşürülebilir mi ?
2.Senaryo
Türkiye Cumhuriyeti, merkezi yönetimini güçlendirmek adına adalar ve vilayet
sınırlarını (Balıkesir ve Çanakkale) parçalayarak bunları bir valilik pozisyonu
etrafında toplayabilir mi ? Yunan’ın bizim aleyhimize oluşturduğu yukarıdaki senaryo’ya
karşı bir misilleme yaparak kendi adalarımızda aynı Kıbrıs'ta ki gibi De Facto bir
Devlet kurup Türk milli kara sularını ve Münhasır Ekonomik Bölgesi(MEB)'ni daha da
genişletebilir miyiz ? Gökçeada Bozcaada ve birçok küçük adayı da bu
devlete dahil ettiğimizde Mavi Vatan Doktrini ve Deniz Hakimiyet Teorisi daha da güçlenir mi ?

3.Senaryo

Türkiye-Libya Hükümetleri Deniz Sınır Antlaşmasını yeni yaparken , Yunanistan ve İtalya ise bunu 2020'de yapmış , Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ise İsrail ve Lübnan ile daha önce bu durum için aksiyon almıştır. Türkiye olarak çok geç kalınmış lakin sondaj ve hidrokarbon rezerv keşifleri ile iyi bir yol alınmıştır. Lübnan'da Türkmen soydaşlarımız ile  kuvvetli bir "Türk Diasporası" oluşturmak şarttır ayrıca Doğu Akdeniz'de nifak tohumu ekenlere karşı da bir misilleme şarttır. Misilleme için "Yunanistan-İtalya- İsrail-Mısır-Lübnan-Güney Kıbrıs" arasındaki deniz sınırlarını iyi okumak Yunan aleyhine Arnavutluk Makedonya İtalya ve Lübnan üzerinden İstria Yarımadası, Adriyatik ve İyon Denizi, için nasıl bir derin strateji geliştirilebilir diye düşünmemiz gerekmektedir. Bunların hep arkasında EastMed gibi Avrupa'ya enerji tedariğini sağlayacak derin projeler ve küresel aktörler vardır. Hiçbir oyun yoktur ki kurucuları olmasın ve hiçbir kurucu yoktur ki senaryo'yu ve oyuncuları belirlemesin...Plan bellidir !!

Misilleme, Caydırıcılık, Gayrinizami Strateji, leyhte ve aleyhteki Derin Senaryolar Kontra-Kriz çalışmalarının alt unsurları olarak yer almakta olup bütünsel olarak tüm sistem değerlendirilmeli ve aksiyon alınmalıdır.

Gazi Mustafa Kemal’in Misak-ı Milli hedefleri, vatan topraklarının hudud-u millisidir.

Tam istiklal’e istikametimiz ancak ve ancak istikbal’deki üstün stratejik hedefler ile olacaktır.

 

 

Kaynaklar

1.        https://yildiz.academia.edu/AhmetOven

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstihbarat & Türkiye'nin Fransa'ya karşı Hamlesi

KÖRFEZ ÜLKELERİNDE İSTİHBARAT YARIŞI VE HİBRİD SAVAŞ

KIBRIS VE SİYONİZM